Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2016 Pazartesi

Dünya Tarihindeki En Büyük 10 Savaş

by
Dünya tarihindeki en büyük savaşların, insanın varoluşuyla beraber gerçekleştiği muhakkak. Kimisi iç savaş, kimisi devletler arası savaş, kimisi nükleer, kimisi kılıç kalkanlı savaş... Dünya tarihinde yaşanmış en büyük 10 savaşı listeledik. Sıralama, bu savaşlarda insanların ve doğanın zarar görme miktarı göz önünde bulundurularak yapıldı.

10. Napolyon Savaşları

en büyük savaşlar


Pek çok Avrupa ülkesinin, Napolyon'un Fransa'sına karşı ilan ettiği ve 3,5 milyon ila 7 milyon civarında insanın hayatını kaybettiği savaşlar serisidir. 1803 - 1812 yılları arasında geçen Napolyon Savaşlarında Fransa başlarda Avrupa'nın neredeyse tamamını ele geçirmiştir. Ancak özellikle Rus istilasıyla birlikte Fransa ağır bir yenilgiye uğramıştır.

9. Rus İç Savaşı

en büyük savaşlar


Çarlık Rusya'sının yıkılıp Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesiyle başlamıştır. Kızıl Ordu ile komünizm karşıtı Beyaz Ordu arasında gerçekleşmiş gibi görünse de ABD, İngiltere, Fransa gibi emperyalist devletler de Beyaz Ordu'ya verdikleri destekle savaşın açık bir tarafıydı. 1921 yılında Bolşeviklerin zaferiyle süren savaş sonunda Sovyetler Birliği kurulmuştur. Özellikle Beyaz Ordu'nun terör saldırılarıyla birlikte savaşta 5 milyon ila 9 milyon arası insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

8. Dungan Ayaklanması

en büyük savaşlar

Çin'de yaşayan Müslüman bir topluluk olan Dunganlar, uğradıkları baskılar nedeniyle 1862 yılında dönemin Çin Devleti'ne karşı ayaklandı. Qing Hanedanı'na yönelik başlatılan ayaklanma sırasında bazı hanedanlar da siyasi sebeplerle müslümanları desteklemişlerdir. 15 yıl süren savaşlar sırasında 10 milyon insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Ayaklanmanın başarısız olmasının ardından Dunganlar Rusya, Kazakistan ve Kırgızistan'a göçmek zorunda kalmışlardır.

7. Timur'un Fetihleri

en büyük savaşlar

Tarihte tartışmalı bir karakter Timur. 4 parçaya bölünen Moğol İmparatorluğunu tek bir devlet çatısında toplamayı amaçlayan Timur Altın Orda, Osmanlı, İran ve Memlük devletlerine karşı seferler düzenlemiştir. Bu seferleri sırasındaki kanlı meydan savaşlarında 15 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Bu seferlerin içinde en kanlısı ise Altın Orda'ya karşı olanlarıydı.

6. Mançu Hanedanı'nın Çin'i Fethi

en büyük savaşlar

Mançu Hanedanı olarak da bilenen Qing Hanedanı 1644 - 1912 yılları arasında Çin'de hüküm süren, Çin'in son hanedanıdır. 1616 yılında Çin'i hakimiyeti altına almak için Ming Hanedanlığına savaş açan Mançurlar, 1644'te bunu başardı. Ancak bu süreçte 25 milyon insan hayatını kaybetti.


5. An Luşan İsyanı

en büyük savaşlar

Çin'de 755 - 769 yılları arasında gerçekleşen iç karışıklık, General An Luşan'ın Kuzey Çin'de hakimiyetini ilan etmesiyle başladı. Oğlu tarafından öldürülmesine karşın devam eden ayaklanma 30 milyon insanın hayatına maloldu. 30 milyon insandan bazıları savaş sırasında ölen askerler, bazıları kuşatmalar sırasında açlıktan ölen insanlardır. Tarihin en kanlı savaş süreçlerinden biri olmuştur.

4. Moğol İstilaları

en büyük savaşlar

1207 ile 1472 yılları arasında geniş bir zaman aralığını kapsayan Moğol istilaları dönemde neredeyse tüm devletlere korku salmıştır. Orta Asya bozkırlarından Doğu Avrupa'ya kadar uzanan Moğollar, Dünyanın toplam kara yüzölçümünün yaklaşık yüzde 22'sinde hakimiyet sürer olmuştu. Geçtiği yerlerde kütüphaneleri yok eden Moğollar tarihe kara bir leke bırakmışlardır. Kaynaklar netlik göstermese de istilaları boyunca 30 milyon ila 60 milyon insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

3. Birinci Dünya Savaşı

en büyük savaşlar

1914 yılında başlayan korkunç emperyalist paylaşım savaşı, 1918 kadar dünyaya kan sıçratmaya devam etti. Avrupa merkezli gerçekleşen savaş tüm büyük güçleri girdabına aldı. Dünyanın en büyük savaşlarından biri olan 1. Dünya Savaşı'nda tam 70 milyonluk bir askeri hareketlilik meydana geldi. Kimi kaynaklar 15 milyonun öldüğünü söylese de bunun yanıltıcı olduğunu, 40 milyonun üzerinde insanın bu savaşta öldüğünü belirten kaynaklar da mevcuttur. Askeri teknolojinin ciddi anlamda kullanıldığı ilk savaş olarak tarihe geçmiştir.

2. Taiping İsyanı

en büyük savaşlar

Çinli bir ailenin Hristiyan oğlu Hong Xiuquan, kendisinin İsa'nın kardeşi olduğunu söyleyerek 1840 yılında yandaş toplamaya başladı. Yandaşlarının dini ve askeri eğitim almasıyla beraber Hong, 1851'de Taiping yani büyük huzur dönemini başlattı ve krallığını ilan etti. Başlarda hükümetin saldırılarını püskürtüp ilerleyen Hong'un isyancıları zamanla gerilemeye başladı. Hung, Taiping'i tanrının koruyacağını, olduğu yerde kalacağını söylese de 1864'te zehir içerek intihar etti. Bu ayaklanma sırasında en az 30 milyon insan hayatını kaybetti.

1. İkinci Dünya Savaşı

en büyük savaşlar

1939'da başlayıp tam anlamıyla küresel bir savaş haline gelen 2. Dünya Savaşı 60 milyona yakın insanın hayatına maloldu. Dünyadaki devletlerin büyük çoğunluğu bu savaşta aktif veya pasif, ama mutlaka bir taraf oldu. 100 milyondan fazla askerin savaşmasıyla dünyanın en büyük nüfuslu savaşı olan İkinci Dünya Savaşı, yakın tarihe damgasını vurdu. Nükleer saldırı gibi bir kara lekeyi de barındıran savaş, sonrasında dünyanın tüm dengelerinin değişmesi ve süper güçlerin ortaya çıkmasıyla da kritik bir dönem oldu.


Elbette bu dünya güzel şeyler de içeriyor. Dünyanın en güzel 10 şehri yazımızı okuyarak ve videomuzu izleyerek havanızı değiştirebilirsiniz:

28 Eylül 2016 Çarşamba

Hasan Sabbah Hakkında Okunması Gereken Kitaplar

by

Hasan Sabbah hakkında gerçeklerden, söylencelerden, uydurma ve karalamalardan kısaca bahseden bir yazı yazmıştım. Kaynaklarım elimde olmadığı için kaynakça belirtemedim ancak Hasan Sabbah hakkında okunması gereken kitaplar hakkında kısa bir bilgilendirme yazmak uygun olacaktır diye düşündüm. Hasan Sabbah Efsanesi bağlantısından, Hasan Sabbah ile ilgili yazdığım yazıya ulaşabilirsiniz. Buyrun başlayalım:

1. Öncelikle kendinize sormanız gerekn soru şu: Hasan Sabbah hakkında efsaneleri mi öğrenmek istiyorum yoksa gerçekleri mi? Hasan Sabbah'ı ve hakkında anlatılanları duyduysanız, öncelikle bu söylenceleri ve Sabbah'ın görkemli gizemini roman olarak okumak istiyorum diyorsanız şöyle buyurun:

Hasan Sabbah hakkında popüler kitaplar:

Alamut: Fedailerin Kalesi, Wladimir Bartol
Semerkant, Amin Maalouf
Alamut'un Efendisi, Pol Amir
Güvercinin Gerdanlığı:Alamut'a Dönüş, Ernst W. Heine
Tarihi roman niteliğindeki bu kitaplar, efsaneye hakim olmak için yeterli olacaktır kanısındayım. Fazlası tekrara düşen veya farklılaşmak adına, zaten halihazırda söylence olan efsaneleri daha da fantezi ürünü haline getiren kitaplarda boğulmanıza neden olabilir.

2. Bu romanları okudunuz diyelim. İnternette de Hasan Sabbah yazıp ilgili yazıları, listeleri, videoları gözden geçirdiniz. Eğer "tamamdır, bunlar benim için yeterli" diyorsanız Hasan Sabbah defteri sizin için kapanmıştır. Ama "hayır ben merak ediyorum, içimize şüpheyi attın bu anlatılanlar acaba gerçek mi?" diyorsanız sizi şöyle alalım:

Hasan Sabbah hakkında akademik eserler:

Haşhaşiler, Prof. Dr. Bernard Lewis
Hasan Sabbah Gerçeği/ Eşitlikçi Dervişan Cumhuriyetleri, Faik Bulut
İsmaililer tarihleri ve öğretileri, Farhad Daftary
The Assassin Legends: Myths of the Isma'ilis, Farhad Daftary
Alamut Kalesi, Haşhaşiler, Hasan Sabbah ve Fedaileri, Peter Willey (daha çok gezi yazısı kıvamında)

Bu eserleri inceledikten sonra artık cennet bahçelerinin sahibi, müritlerine haşhaş içiren imam, tarihin ilk teröristi, ayyaş ve zalim gibi sıfatların artık altı boş sıfatlar, efsaneler, karalamalar veya uydurmalar olduğuna bu şekilde ulaşabilirsiniz. "Hasan Sabbah ve Alamut Terörü, Cennet Bahçeleri ve Haşhaşiler," gibi kitaplara da denk gelebilirsiniz. Bu isimde kitaplar var mı bilmiyorum ama mutlaka vardır. Herkes buradan ekmek yemeye çalışıyor zira. Çünkü altı boş kalmış bir konu söylenceler gerçek olarak kabullenildiği için fantezilere kimse sesini çıkarmıyor. Elbette emek harcanmış eserler, küçümsemiyorum ancak bilimsel gerçeklere bu şekilde ulaşamazsınız. Saygılarımla, merakla kalın.

Hasan Sabbah Efsanesi

by
Hasan Sabbah'ı ne kadar tanıyoruz? Bildiklerimizin ne kadarı doğru, ne kadarı sadece efsane? Pek çok Hasan Sabbah hikayesi duymuşuzdur ancak Seyduna, hakkında çok çok az bilgi olan, kesinlikle gizemli bir şahsiyet. Yani bizim için gizemli. Pek çok kişi için merak konusudur. Bu yazıda Hasan Sabbah efsanesiyle tanışmamı ve zihnimde yaşadıklarımı anlatacağım.

Ben Wladamir Bartol' un "Alamut" kitabı ile tanıştım bu tarihi şahsiyetle. Yaz tatilinde köye gitmiştik. Sigaram yoktu ve çıldırmak üzereyken bu kitaba sıkı sıkı sarıldım. 2 günde bitirdiğim başka bir kitap olmadı zaten o günden beri. Çok etkileyici gelmişti kitap da, Sabbah da. Gizemlerden gizemlere sardı beni. Köyün sıkıcı ama huzurlu atmosferinde, sigara yokluğunda afyon gibi dumanlarıyla sarmıştı beni kitap. Sonra yaşadığımız yere geri döndük ve döner dönmez yaptığım ilk iş sahaflara gidip Hasan Sabbah kitapları aramak oldu. Sabbah ile ilgili ulaşabileceğim tüm kitapları aldım. Aldığım 8 kitapla önce sık sık gittiğim cafeye oturdum, sonra koşar adımlarla evin yolunu tuttum.. Hayatımda bu kadar kitabı da aynı anda hiç almadım.

Kitapları okumaya başladım. Hiçbir zaman okumadığım kadar kitabı 2 haftada okudum. Tekrar tekrar okudum. Altını çizerek, not alarak okudum. Ayrıca hayal kırıklığına uğrayarak, kimi zaman öfkelenerek, kimi zaman da o tarihin hayalinde kendimi kaybederek okudum. Sanırım söylememe gerek yok, hayatımda hiçbir gizem beni bu kadar içine çekmedi. 

alamut kalesi


Tabii o dönem tabu yıkmaktan haz alan bir gencim. Hasan Sabbah'ın haşhaş hikayesi bana dinin kullanılması konusunda çok iyi bir örnek olarak gelmişti. Bartol' un romanı bana bunu vermişti ve ben de büyük bir mutlulukla almıştım bu mesajları. Ama okuyorum araştırma yazılarını; söylediklerini, gerçek adlettiklerini iyice araştırıyorum, yok. Yok arkadaşım yok, böyle bir belge yok. Dönemin Arap Sünni tarih yazıcılarından ve Marco Polo'nun hatıratından başka hiçbir kaynak yok. Üstelik ulaşılabilen kaynaklarda da haşhaş hikayesine ender rastlanıyor. Hasan Sabbah'ın ölümünden bir asır sonra doğan Marco Polo'nun kaleminden çıkmış bu hikaye muhtemelen.



Konuya hakim olanlar iyi bilir, Hasan Sabbah bir İsmaili. On iki imam inancından, İsmaili öğretisiyle yetişmiş bir Dai, Sabbah. Nizari akımı temsil etmekteydi. Ayrıca Selçuklu Devleti'yle, Abbasilerle düşmanlığı da iyi bilinir. Böyle bir ortamda, bu düşman devletlerin saray tarihçilerinin bu İsmaili lideri karalaması hayli sıradan olur. Ancak onlar dahi, hatta Cüveyni bile Haşhaşi ifadesini kullanmamışlardır. 1256 yılında Hülagu, Alamut kalesini fethetmiş, kaledeki tüm kitapları imha etmişti. Ancak, Hülagü ile birlikte Alamut’a gelen Cüveyni adlı tarihçi, buradan bir kaç kitap kurtarmayı başarmıştı. Bunlar arasında Sergüzeşt-i Seyyidna adlı bir kitap vardı. Bu kitap iddiaya göre Hasan Sabbah’ın biyografisiydi. Bugün içindeki pek çok bilginin yanlış olduğu anlaşılan bu biyografiden yararlanarak Hasan Sabbah hakkında bir kitap yazan Cüveyni’nin de  "saklı cennet ve huriler", "haşhaş" gibi ifadeler kullanmadığı görülüyor.

Gelelim "assassin" kelimesine... Arap kaynaklarında adlarına ancak çok önemli olaylarda değiniliyor ama ‘fedai’, ‘haşhaşi’ tabirleri neredeyse hiç kullanılmıyordu. Bu terim Nizarilerden çok darbe yiyen Haçlılar arasında ortaya çıkmıştı ve Haçlılar tarafından Avrupa’ya taşınmıştı. Haçlıların anlatılarını yeni bir boyuta taşıyan ise, 1271-1295 yılları arasında Asya’da bulunan Venedikli ünlü seyyah Marko Polo olacaktı. İşte bu noktadan sonra Avrupa'da dalga dalga yayılan "haşhaş" ve "Haşhaşi" efsanesini, bugün bölgeye oldukça yakın olan bizler dahi gerçek sanıyoruz. Ayrıca ek bilgi olarak düşeyim: "assassin" kelimesinin "esasiyun" yani, dinin esaslarına bağlı kalan anlamındaki kelimeden türediği de söylenir. Ancak bu da yalnızca bir teoridir.



assassin
İşte böyle böyle, zihnimde net olan Hasan Sabbah karakteri, yalanlardan arındıkça daha bir bulanıklaştı. Bu yalanların sahiplerine, aktaranlara, inananlara ve inandıranlara epey bir söverek olayı hazmettim. Uzun araştırmaların, zihnimin hiç yaşamadığı kadar büyük karmaşaların, hayaller alemiyle kargacık burgacık yazılar arasında gidip gelen sürecin ardından sonunda şunu anladım: Hasan Sabbah'ı bilmiyoruz, bilmeyeceğiz, bilemeyiz.

Hasan Sabbah, herkesin zihninde farklı yer edinir. Kimi bir roman okur Haşhaşi der, kimi kulaktan dolma otçu der. Kimisi onun masum öldürmediğini unutarak terörist der, kimi siyasi yorumlara kapılıp lanetler. Kimisi için romandaki Sabbah yeterlidir, kimisi derinine iner meselenin. Kimisi için aslında bir ateisttir Sabbah, kimisi için ise bir özgürlük savaşçısı. Selçuklu baskısı altındaki Şii/İsmaili mazlumların direğidir kimisi için. Herkes neyin eksikliğini hissediyor, neyi arzuluyor, neye ihtiyaç duyuyorsa odur Sabbah. Çünkü hiçbir şey bilmiyoruz Seyduna ile ilgili.

Benim için mi? Benim için Sabbah bilinmezliğin yanında bir savaşçıdır. Halka değil krallara korku salan, köle askerlerden çok komutanları titreten bir dahidir. Buna ihtiyacım, buna özlemim var belki. Ama ona duyduğum en büyük arzu, gizemi. O hayalimdeki Alamut Kalesi, Assassin's Creed' de havasını soluduğumuz Masyaf... Hasan Sabbah neyi isterseniz odur. Ama Haşhaşi değildir. Güncel, siyasi tartışmaların gölgesinden arınarak okuyun, hayalleyin. Kendi Sabbah'ınızı bu şekilde yaratın. Merakla kalın...


Ayrıca bu kısa videomu izleyebilirsiniz.